Melamiler ve Meczublar

11 Temmuz 2008 Cuma

Eskiden Melamilerin alametleri şuymuş: Halk kendilerini kötü tanısın diye ellerinden geleni yaparlarmış. Onları ancak diğer Allah dostları bilirmiş. Sıradan halk biliyorsa diğer Allah dostları bildirdiği için bilirmiş. Yani o kişiler kendisinin şeriate ne kadar bağlı olduğunu, Allahı ne kadar çok zikrettiğini, ne kadar çok takvalı olduğunu vesaire herkesten saklarlarmış.

Hiçbir Melami şeyhi kendisini insanlara açıklamaz. Günümüzde “Ben Melami şeyhiyim” diyen kişiler var. Bunlar yanlış yapıyor. Melamilik bir haldir. Her tarikatten olan kişi Melami olabilir.

Melamilikteki tek esas, halkın o mübarek kişiyi kötü bilmesi esasıdır.
Bu açıdan bakarsak bugün ben Melami şeyhiyim diyenlerin ne kadar yanılmış olduklarını anlarız. Bunlar Melami olsalardı kendilerinin şeyh olduğunu filan söylemezlerdi. Melamiler tam tersine halkın kendisini günahkâr bilmesi için ve kendilerinden uzak durmaları için gayret eder. Dindar insanları sever, onların daha iyi olmaları için dua eder, hatta gizlice yardım eder. Halkın dosdoğru ehlisünnet yolunda irşad olmasını ister. Çoğu kişiyi gizlice irşad eder. Kesinlikle kimseye kendi yolunun iyi olduğunu söylemez. Hatta dediğim gibi tamamen kendilerini gizlerler.

Bugünküler ise isterler ki halk kendilerine hürmet etsin, kendilerini baştacı etsin. Bunlar ne melamidir ne de şeyhtir. Nefislerine uymuş rablik taslayan hasta kişilerdir. Şiir söylerler, Mevlâna’nın ve bazı meczup velilerin cezbe halinde söylediği şeriate aykırı sözleri tekrarlarlar. Şeriata uygun olmayan bu sözleri çok değerli görürler.

Mevlana’nın ve diğer bazı evliyaların şeriate aykırı sözleri hakkında büyük islam âlimleri şunu söylüyor:
O kişiler o sözleri istigrak (derin bir manevi sarhoşluk) halindeyken söylemişlerdir. Akılları başlarında ve bilinçli oldukları zaman değil.
Bu sözler hakikate delil değildir. Onlar ilahi feyizlerin rahmani cezbelerin verdiği manevi sarhoşlukta bazı hissettiklerini bir şekilde dile getirmişler. Bazı sözleri bir tür aşk ve övgü sözleridir. Bazı sözleri ise hem anlam veremeyeceğimiz, hem dinin gerçeğine uymayan sözlerdir. Hiçbir şekilde hakikate delil olamazlar.

Bazı veliler ise devamlı manevi sarhoşluk halindedir. Bunlara meczup denir. Kendilerinden uzak durmak gerekir. Onların hataları onları günahkâr yapmaz ama diğer insanlar onların yaptığı hataları örnek alırlarsa bu yaptıkları onlar için suçtur, günahtır. Meczuplar hareketlerinden mesul değildir, biz onları taklit edersek biz mesul oluruz.

Kısaca: Eski gerçek Melamiler bilinçli, aklı başında, şeriatin zahir hükümlerine, kurana ve sünnete çok bağlı kişilerdi. Ama ne hikmetse halkın kendilerine rağbetini istemediklerinden dolayı kötü tanınmak için ellerinden geleni sadece kendileri için yapmışlardır. Bugünkü Melamilik taslayanlar ise tam tersine insanların sevgisini kazanmak ve baş tacı edilmek için çevre edinmeye can atarlar. Yukarda bahsettiğim türden sözlerle müslümanları Kuran ve Sünnet yolundan kaydırmak için uğraşırlar. Gerçek tarikat şeyhlerine, ulema-i rasihîn olan Allah dostlarına muhalefet halindedirler.

“Melamiler ve Meczublar” için 15 Yorum

  1. Bedi diyor ki:

    Öncelikle size katıldığımı belirtirim.
    Melami olmak diye bir şey var mı?
    Aday olunur, O yolda yürünür, yaşanır ve gizlilik esastır, emanet sadece ehline verilir.

  2. fuadyusufoglu diyor ki:

    Subhanallah…
    ben daha bir kaç gün evvel bir arkadaşımla mesene de sohbet ettik kendisi ben melamı mensubuyum
    demişti ama fazla bir şey anlamamıştım
    demek melamılık buymuş
    Ellerine sağlık
    İnan ki çok çok az bir bilgim vardı
    selam

  3. ismail zeybek diyor ki:

    …………..
    …………….
    ………………….
    …………………………
    ………………………………

  4. E. Ali diyor ki:

    İsmail Bey, öncelikle yorumunuzu yayınlamadığım için özür dilerim.
    Sizin yolunuz tamamen yanlıştır. İmam-ı Rabbani’nin mektubatından ve Said Nursi’nin Risale-i Nurlarından okuyun hakikati anlayın. Tövbe edin.

    Benim yazımda ne gibi bir eğrilik bulabildiniz de haddi aşan sözler söylüyorsunuz?
    Geçmişteki gerçek Melamiler anlattım. Sizin bahsettikleriniz ise Melamilikle ilgisi olmayan şeylerdir; cezbe halleri ile ilgilidir. Bu haller ise hakikate delil olamaz. O haller ne olursa olsun, biz bu dünyada en başta Kuranı Kerim’de “ümmül kitap” denen muhkem ayetlerle, sünnetlerle, şeriatın zahir hükümleriyle titizlikle yaşamakla mükellefiz.
    Siz ise olmadık heveslere dalmışsınız.
    Ki, bu cezbe halleriniz ise şeriatın zahiri hükümlerine titizlikle uymuyorsanız, ehli sünnet itikadına tabi değilseniz, Mahmud Ustaosmanoğlu efendi hazretleri gibi şeriat yolundan ve edeplerinden taviz vermeyen Allah dostlarına tabi değilseniz kesinlikle bir istidraçtır.
    Ama eğer dosdoğru yolda iseniz: Bu hallerinizi halktan gizli tutmak zorundasınız. Gizli tutmazsanız büyük hata içindesinizdir. Size Melami değil meczup denir ve diğer insanlar sizlerden uzak durmakla mükelleftir. Melami olsaydınız zaten sizden hiç ses çıkmazdı, sizi kimseler bilmezdi.

    Hallac-ı Mansur Allah dostlarındandı. Kendi hallerine sahip olamadı. “Enel-Hak” dedi.
    Siz dersiniz ki “diyen Allah idi”..
    Ne münasebet! Allah niçin böyle şeylerle uğraşsın?
    Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve selemin sünnetlerinde var mı böyle şeyler? Yok.
    Siz ne diye, hangi akılla Peygamber efendimizin sünnetinde olmayan ve şeriatimizin açığa çıkmasına izin vermediği şeyleri insanlara dayatıyorsunuz?

    O mübarek yani Hallac-ı Mansur yüksek makamlara gelince, bazen istiğrak halinde “kalbi” Enel-Hak diyordu, bu diline de aksetti, ses oldu, insanlar duydu. Mesele budur.
    Herneyse, kötü niyetli kişiler bunu fırsat bilerek halk arasında fitne çıkardı. Dedikodular oraya buraya ulaşınca, şeriatin zahiri hükümlerince o mübareğe ölüm cezası gerekli oldu. Çünkü Enel-Hak Yani “Ben Allahım” diyerek “zahirde” Allahlık taslıyordu. Hakikatte Allahlık taslamıyordu ama şeriat zahire hükmeder. Bakın şeriat bu hallerin gizli tutulmasını gerektirir. Şeriate göre böyle olmak zorundadır.
    Hallac-ı Mansur cezanın infazını kabul etti.
    Oysa, Allah ona tayy-i mekan ve bast-ı zaman kabiliyetlerini vermişti. İsteseydi kimse ona dokunamazdı, kimse onu hapsedemezdi. Yine bilirsiniz, ölüm gününe kadar çok büyük kerametler göstermiştir. Mesela bir gün bakıyorlar bulunduğu zindan yok olmuş. Ertesi gün bakıyorlar yerinde..
    Peki Hallac-ı Mansur niçin infazı kabul etti?
    Çünkü o sizin gibi değildi.
    Şeriatin zahirinin bu dünya hayatı için insanlara gerekli olduğunu, Allahın rızasının bu yönde olduğunu hepimizden çok daha iyi biliyordu. Seve seve kendisini şeriat için feda etmiştir. Eğer infazı kabul etmeseydi İslam şeriatine büyük bir darbe o vurmuş olacaktı. Bu ise rıza-yı ilahiyi incitecekti. Allah ondan razı olsun.

    İyi düşünün. Tavsiye ettiğim kitapları dikkatlice okuyun.

    Şeriatsız tarikat olmaz, hakikate ulaşılmaz. Şeriat ise ölene kadar yaşamakla mükellefiz.

    Mevlana Celaleddin Rumi bakın ne demiş:
    “Ben pergel gibi bir ayağım şeriat üzerinde sabittir, diğer ayağımla bütün âlemleri dolaşırım.”
    Mevlana dahi şeriati kesin gerekli görüyor. Ondan ayrılmıyor.
    İmam-ı Rabbani’den Said Nursi’ye kadar büyük âlimlerimiz sizin hatalarınızı sayıyor sizi aydınlatmaya çalışıyor.
    Siz inat ediyorsunuz. Şeytanın bacağını kırın ve de şeriat-i Garra’nın değerini bilin.

  5. hadimi diyor ki:

    degerli kardeşim yazılarınızı okudum çok haklısınız. şeriati olmayanın hakikati olmaz. şeriat hakikatin örtüsüdür melamilik şeriatsizlik değildir aksine hakikate vakıf arifler kendilerini şeriat örtüsüyle örter doğrusu budur melamilik okadar ucuz değil ben melamete yirmi yıldır talibim ama hala oldum diyemem diyende bizden değildir. saygı ve hürmetlerimle

  6. E. Ali diyor ki:

    Şeriat her şeydir. Fazilettir. Kuran’daki emir ve yasaklara peygamber efendimizin bize örnek olduğu şekilde uygun yaşamaya çalışmaktır. İslam dinini hakkıyla yaşamaya büyük gayret etmektir. Öyle insanlar vardır ki tarikat ve tasavvufu reddetmelerine rağmen şeriatı yaşamada Allah rızasına uygun çok titiz davranmışlar, Allah da onlara hakikat kapılarını açmıştır. Sonra bu kişiler tarikatı kabul etmişler, hatta bazı önemli tarikatlardan icazet alarak Mürşidlik vazifesine başlamışlardır.
    Şeriat hakikatin resmiyetidir. Bu resmiyet içinde insan şeriatı yaşamaya taklidi olarak başlar, bir mürşidi rehber edinir çalışmalarında başarılı olursa şeriatın hakikatine ulaşır. Uygulamalar dışardan bakınca farksız gibi görünebilir. Bu ise şeriatin büyük faziletine bir delildir. Şeriatı yaşamakta ister taklit aşamasında ister hakikat aşamasında olsun hiç kimse yapabildiklerinden ötürü kimseden farklı görünmez.
    Şimdi buraya gelen bazı yorumlardan anladığım kadarıyla Melamilik ile meczupluk hallerini karıştıranlar var. Aradaki farkı bilmeden kendilerine Melami adını vermişler. Melamiler tam uyanıktır ve de bütün hallerini faziletlerini saklamaya çalışırlar, saklamada başarılı olurlar. Nice insanların hidayetlerine vesile olurlar da onların bu büyük hizmetini kimse bilemez. Bunlar gizi kahraman kişilerdir. Meczuplar ise feyizlerin sarhoşluğundadır. Ellerinde olmadan acayip haller sergilerler. Bu halleri hakikat sanırlar. Bazı meczuplar bunu da bilirler ve insanların kendilerine yaklaşmalarına, kendilerini örnek almalarına engel olmak için insanlara kötü davranır, kasıtlı olarak öyle şeyler yaparlar ki insanlar kendisinden kaçsın. Bunlara da yanlışlıkla Melami diyenler olabilir. Sonra, meczuplar asla örnek alınmaz. Allah onları hatalarından dolayı mesul tutmayabilir ama insanlar onları örnek alırlarsa dine zarar verici bozuk akımlar çıkarmış olurlar.

  7. afyon_melami diyor ki:

    sevgili arkadaşım her ne kadar melamiliği anlatmaya calışmışsanız da bazı noktaları bilmediğinizden eksik olmuş. bu da normal sayılır bir melamiyi ancak bir melami anlayabilir. genede calışmanızdan dolayı sizi kutlarım.

  8. E. Ali diyor ki:

    Çok teşekkür ederim. Bu zamanda Melami olanlar varsa onları zaten kimsenin anlaması gerekmiyor. Ben eksik anlatmış olabilirim ancak Melamiliğin gerçeğinde şu vardır: İnsanlar kendisini Allahın mübarek bir dostu sanmasın, günahkar sansın da uzak dursunlar diye yalandan kötü hareketlerde bulunurlar. Örneğin mahalle bakkalından alkollü içki alır, bunu herkes görür bilir. Ama o kişi eve gidip içkiyi lavaboya boşaltır, içmez. Kendisi Hak aşığıdır. İşi gücü zikirdir tefekkürdür ibadettir. Kısaca onların amacı tanınmamaktır, hatta kötü bilinmektir.
    İslam dininin apaçık hükümleri var. Hepimiz ölene kadar bunları anlamak ve hayatımızda tatbik etmek zorundayız. Her özel meseleyi anlamaya çalışsak var ya o zaman özel meselelerin sayısın çığ gibi artar. Ortada İslam dini kalmaz.

    Bu zamanda tarikatleri kullanarak maddi menfaat peşinde olanlar çok. Yeni ve cazip tarikatlar oluşturmaya çalışanlar, eski bazı özel halleri tarikatmiş gibi göstererek insanları peşine takmak isteyenler çok.

    Kuran ayetlerini, peygamber efendinizin ısrarlı tavsiyelerini bir kenara atmış olduğu halde gizli sırlarla ve tuhaf sözler söylemeyle uğraşarak bu işi insanların gözünde etkili olabilmek için, cemaat oluşturup baş tacı edilmek için yapanlar da var.

    Bugün Melamiler varsa bu yazımdan ötürü beni ancak tebrik ederler. Meczupluk hallerini ulaşılması gereken hakikatler zannederek dinde sapıtmış olup bu yönde tarikat gibi yapay bir şey oluşturanlar da var. Kendilerine Melami diyorlar. Bunların kesinlikle Melamilikle alakası yoktur.

  9. nazmi başyiğit diyor ki:

    değerli kardeşim. yazıma lütfedip cevep yazdığınız icin teşekkür ederim. meczubiyetle melamiliğin bir alakası yoktur. melamilik tamamen ilme dayalı bir öğretidir. meczubiyetini melemiliye alet edenlerin farklı amacları vardır. baş tacı olmak isteyen bir melami varsa o o andan itibaren melamilikden cıkmışdır. melamiler her ne kadar şeriatı alenen yapmasalar da karşı cakmaları da münkün değildir. hem şeriatın tarifi melemilikde farklıdır. şeriat hayatın genel kurallarıdır. bu ister dine ister sosyal yapıya dayansın veya ekonomik bir görüş olsun fark etmez. melamilik dün olduğu gibi bu gün de var yarın da olacaktır. onların sayısı ne artar nede eksilir. tüm dostlara selamlar.

  10. E. Ali diyor ki:

    Aydınlatıcı desteğiniz için esas ben size teşekkür ederim. Allah razı olsun.
    Meczubiyetini alet edenler demişsiniz. Gerçek bir meczup ya bilinçlidir, ki böyleleri hakikate saygılıdır ve ‘kendi iradeleri dışında gerçekleşen hallerinden ötürü’ insanlara örnek olmamak için elinden geleni yapar (tarihte görülmüştür: kerametleri görülen bazı meczuplar feyz almak için kendisine yaklaşanları taşlarmış) ya da bilinci tam yerinde değildir (bunlar ise bildiğinden şaşmayan anlaşılmaz insanlar). Her iki durumda da herhangi bir çıkar için kendi olağanüstü hallerini kullanmazlar diye biliyorum.
    Ama bir de tarihteki meczupların hallerini ve çok önemli bazı Allah dostlarının cezbe hallerindeki sözlerini derlemiş toparlamış bir disiplin gibi bir tarikat gibi göstermeye çalışarak cemaatler oluşturanlar var. Allah bunlara hidayet nasip etsin. Âmin. Bunlarda meczupluk yok ki bir şeye alet etsinler.. Meczup olsalar zaten iradeleri elinde değildir, herhangi bir çıkar için bir harekât başlatmazlar. Belki alet olabilirler o başka.

    Melamiliğin tamamen ilme dayalı bir öğreti olduğunu söylemişsiniz. Bir öğreti olduğunu bilmiyorum. Bildiğim şey, Melamilerin sizin de belirttiğiniz gibi hakka ve hakikate tam bağlı olup bütün hallerini halktan gizleyen Allah dostları olmasıdır. Bazı büyük zatların şuurlu olarak tercih ettikleri bir yol olduğunu biliyorum. Diğer tarikatler gibi bir öğreti olduğu, silsile ile devam ettiği hakkında bilgim yok. Eğer öyle ise beni çok aşan böyle bir şeye itiraz etmek benim haddim değildir.

  11. nazmi başyiğit diyor ki:

    … … Melamiler keşif ehlidir. Bu ancak bir mürşidin gözetiminde öğrenilir. Yani kısacası melamilik de silsile yolu ile devam eder. Bir tarikat değildir ama bütün tarikatlar az veye cok melamidirler. Bütün tarikatları etkilemişlerdir. Söylenenin aksine melamiler hic bir tarikaddan edkilenmemişlerdir. Bunları tasavvuf tarihini araştıran bütün ilim adamları söylemekde ve eserlerinde yazmaktadırlar.
    Melamiliğin bu denli yanlış anlasılmasına neden melamilerin ortada ne dergahı nede bir temsilcisi olmayışından dolayıdır. aslında melamilerin bunlara ihtiyacıda yoktur. kayıtsızlığı bile kabul eden bir anlayışın bir yerde hapis edilmesi (kayıtlanması) mümkün değildir.
    Gönülden nasip almış bütün canlara selam olsun.

  12. E. Ali diyor ki:

    Benim şahsım ile ilgili olduğu için ilk satırlarınızı yayınlamadım. Yazımdaki sözlerimden ötürü benim meczuplarla ilgili rivayetleri anlamadığım sonucuna varılamaz. Sadece onların “esas şey” gibi gösterilmesine karşıyım. Dediğiniz gibi elbette alınacak dersler vardır. Ama o hikâyeler insanlara hoş geliyor sonra tertemiz müslümanları küçük görüyorlar. Oysa bilmiyorlar ki o küçümsedikleri Mahmud Ustaosmanoğlu gibi tarikat şeyhlerindeki ilmin, hikmetin, ledun ilminin zerresine bile sahip değildirler!

    Mevlanadan bir söz: “Hikmeti ehli olmayana vermek hikmete zulüm, ehlinden esirgemek ise ehline zulümdürdür.” demiş ve “bu zamanda hikmet, ehil olmayanların eline düştü” diyerek üzüntüsünü dile getirmiş.
    Şimdi aynı şeylere devam edenler var. Hikmeti üstünlük taslama aracı olarak kullananlar var. Şeriate ve hatta hakikate uymayan bazı meczup hikâyeleri ile çevre yapmaya çalışıyorlar. Bu tür hikâyeler İslam itikadına ve islamın temel esaslarına zarar verecek boyutlarda olmadıkları şekilde gerektiğinde ufak ufak anlatılır. Bu kadarında bir beis yok. Cübbeli Ahmed Hoca bile arasıra anlatır. Yeri gelir meczupların hallerinden hayret verici örnekler verir.

    Biz bu dünya hayatında Kuran hükümlerinin başta kendimiz sonra diğer insanlarca hayatta tatbik edilmesi için ve peygamber efendimizin sergilediği en güzel ahlakı örnek alarak İslam dinini hayatımızın her alanında yaşamak ve kendimizden yansıtarak tanıtmakla mükellefiz. Bu vazifeyi ciddi olarak canı gönülden yapanlar istemeseler bile Allah onlara hikmet kapılarını açar. Tarikatı tasavvufu kabul etmeyen ama Allah rızası peşinde olan bazı dava adamlarında olduğu gibi: Allah onlara gerçek samimiyetlerinin ihlaslarının bir ödülü olarak hakikati göstermiş ve onlar bir mürşidi kamile bağlanarak kendileri de zamanla mürşidi kamil olmuşlardır.

    Melamilik meselelerine gelince:
    Sonuçta melamilik gizli kalmalıdır burası kesin. Savunmak bile yanlış. İsmi önemli değil. O ismi kötü amaçlı kullananlar var ise bu sahtekârlık gerçek melamileri bağlamaz. Amaç zaten fanilerce bilinmemek. Burada ise eğer ki işin içine şeytani kibir karışırsa böyle kişiler ben melamiyim diye kendilerini ilan ederler, dolayısıyla kendilerinde melamik kalmaz.

    Unutmamalı ki melamilik hiçbir şekilde farklılık ve üstünlük taslamamaktır. Farklılıkla üstünlük taslama işi Şeytan’ın işidir.

    Eski âlimlerin bildirdiği gerçek melamilerin temel özellikleri kendilerini kimseden üstün görmemekle beraber, kendilerinin üstün görülmesine de karşı oluşlarıdır. Bu uğurda ise bilinmemeyi, hatta kötü bilinmeyi tercih etmişlerdir. Bunda ciddi gerçekler söz konusudur. Kişi nefsinin şerrini biliyor ve bu gerçeğe karşı tedbir alıyor, güvenilir kişi gibi görünmenin başına iş açacağı tehlikesine karşı tedbirini alıyor. Bu açıdan Melamilik “kişinin haddini bilmesidir tedbirin en etkilisini almasıdır” diyebiliriz. Halk içinde gizli irşad edici gibi hikmetli yanları da vardır.

    Şimdi sağdan soldan biz melamiyiz diye ortaya çıkarak bilinen tanınan Allah dostlarını küçümseyen kişiler hakkında haber alıyorum. Her şeyiyle belli ki bunlar Melami değildir. Melamiliği başka yerlere çeken kişilerdir. Niçin bu adı seçmişler? Geçmişteki Melamilerin büyüklükleri, saygı duyulmaları, esrarengiz olmaları nefislerine hoş gelmesi ve de “Melami” kelimesinin kulağa hoş gelmesi gibi sebepler olabilir.

    Evet, görünen o ki ortada bir “farklı ve üstün görünme” çabası var. Bunun Melamilikle uzaktan yakından bir ilgisi yok.

    Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri kendi oğluna ne güzel nasihat vermiş: “Hiç kimseden üstün olmaya çalışma ve de olma!”

    Nasihatini “ve de olma” sözü ile sıkıca vurguluyor. İşte işin sırrı bu. Göstermelik bir tevazu ile kimseden üstün değilim demek başka gerçekten o hali yakalamış olmak başka. Melamiler gibi daha da öteye gidip kendini tamamen sır etmek ise bambaşka.

  13. ahmet diyor ki:

    güzel kardeşlerim yunus emre diyorki şeriat tarikat yoldur varana hakikat marifet ondan içeri bilindigi gibi bir melami sinsilesindendir şiirleri dillerdedir şimdi kendini melami olarak tanıtanlarla ilgili yazıları ve yorumları okudum peki resulullahın hz.alinin . hz ebubekirin melami olduklarını hiçbir yerde okudunuzmu evet melami idiler ama her gönüle uyan şifa şerbetleri vardı şeriat ehline şeriat tarikat ehline tarikat hakikat marifet ehlinede ayrı receteleri vardı istidatı bilirlerdi melamiler kimdir ya resullallah melamiler halkın içinde halkla yiyip içip gezen ama kalple allah ile olan zümredir.muhiddini arabinin dedigi gibi buraya yol yoktur.mevlüt sahibinin dedigi gibi allah birdir ama yanlış anlayan coktur.yanlış anlayan yanlış yorumlar .yanlış yorumda gerçeginin zıddıdır.ayna olmazsa kıyafetini bakıp düzeltemezsin .yanlış anlayıp yanlış anlatanlarda olacakki .buda şundandır degerli olan şeyin taklidi cok olur .tüm ümmeti muhammede selamlar sevgiler

  14. E. Ali diyor ki:

    Doğru diyorsunuz değerli olan her şeyin taklidi çok olur. Hatta bazı kişiler onların taklit olduklarını bile bile onlara değer verir.
    Hz. Musa (A.S.) zamanında bir adam insanları güldürmek için Hz. Musa’nın taklidini yaparmış.
    Dinde ciddi olan, kendilerini sorumlu hisseden kişiler bir şekilde bunu öğrenmiş Hz. Musa peygambere adamı şikâyet etmişler.
    Hz. Musa, bir peygamberin taklidini yapmanın bile bir şeref olduğunu, onu cehennem ateşinin yakmayacağını söylemiş.
    Tarihte görülmüştür ki maddi kazanç uğruna şeyhlik taslayan gayri müslimler veya münafıklar, kendisine saf kalple bağlanan müritlerin hidayetlerine ve yüksek manevi makamlara varmalarına vesile olmuşlar.. Allah o sahtekâr kişilere hidayet vermiş. Hidayet vermekle de kalmamış o kişileri gerçek mürşit makamına yükseltmiş. Niçin? Çünkü o sahtekarlar foyaları meydana çıkmaması için çok ciddi çalışıyorlardı. Gerçek bir şeyhten farksız görülüyorlardı. İlimleri vardı. Onları dinleyen onların tavsiyelerini uygulayanlar elbette nura gark olacaklardı. İşte bu da büyük bir iman kuran hizmeti idi. Allah onların hizmetini en güzel şekilde ödüllendirmiştir.
    Bugünkü sahtekârlara gelince:
    İlim yok. Kimsede yok. Evliya hikayeleri meczup hikayeleri şiirler yeterli değil. insanları gerçekten Allahın emrine ve rasulullahın sünnetine tabi edebiliyorlar mı bu önemli. Bunu başarabiliyorlarsa kendiler sahte bile olsa herhalde Allah için “hizmetleri sayesinde” değerleri vardır.
    Melamilere gelince: Melami olmak başka ben melamiyim diye kendi kendisinin reklamını yapmak başak. Ben melamiyim diye kendisini insanlara ifşa eden kişi yalancının ta kendisidir. Hiçbir Melami ben melamiyim diye umuma açıklama yapmamıştır. Amaçları umum tarafından “pisliğin biri, pis günahkar” olarak tanınmak ve yalnız bırakılmak idi.
    Şimdiki gizlisiz melamiler tam tersine umum içinde şeref, saygı, sevgi, makam, para peşindeler.
    Ayrıca Melami kelimesini o kadar kutsileştirmeyin yüceltmeyin. Bugün liselerde üniversitelerde öyle gençler var ki sokaktaki diğer insanlardan tamamen farksız görünür. Aslında kalpleri hep Allah iledir. Namazlarını kılarla haramların her türlüsünden kaçarlar ama onları kimseler bilmez. Bari bunlara Melami deyin. Bunların hiçbir iddiaları da yok üstelik.
    Tek amaçları Allah rızası. Bugün Melami evliyaları varsa onlar ancak bu gençlerdir.

  15. Kaptan diyor ki:

    Sevgili kardeşlerim
    Okuduğum yazılarınız da melamilik kmonusun da birçok yorum da bulunmuşsunuz.
    Bana kalırsa son dönem melami piri Muhammet Nur’ul arabi hz okursanız daha iyi olur sanırım
    İslam tarihinde ilk melâmiler hamdûn kassar ile görülür. Hamdûn kassar demek de değildir.
    Çünkü melâmet bir neşe, bir tavır, velilere mahsus bir mazhar, bir sıfattır. Bu bakımdan melâmi şüphe yok ki nebi mükerrem hz. Muhammed mustafa sav hazretleridir. Onun sahabesidir, ve onun haline bürünen tüm yüce kişilerdir.

    Abdülkadir geylani hz. Gavs-ül azam’dır. Öyle ise en büyük melâmi odur. Muhiddini arabi hz. İslam âleminde şeyh-ül ekber olarak bilinir. O halde en büyük melâmi odur demek yanlış olmaz. Ne varki melâmet halini kendine alet edinen kimseleri diğer tarık erbabından ayırmak için bir sıfat bir tarife ihtiyaç vardır. Bu nedenle veliler efal ve anlayışları ile diğerlerinden ayrılmışlardır.

    Muhiddini arabi hz.nin futuhatı mekkiye isimli eserinin 191. Sahifesinde melâmileri şöyle anlatmaktadır: “allahın izniyle melâmiler, bunlara melâmetiler de denir. Bu ad dahi lûgat yönünden bunlar için zayıf bir kelimedir. Bu gibiler allah yolunun efendileri ve önderleridir. Bütün âlemin tek efendisi bunların arasındadır. İşte o büyük efendi de resûlullah sav efendimizdir. Eşyaya allah’ın baktığı gibi baktılar gerçekleri birbirine karıştırmadılar.”

    İşte bütün bu sebeplerin kalkması bazı kişilerin çıkıp aksi cephe alması hak ve hukuku yerinden kaldırıp başka bir yere koymaları, bunu getireni ve yerleştireni kötülemeleri, kadrini bilmemeleri, aldıkları emanete hıyanet eden, şirke ve allah’ı inkâra kadar vardırdıklarını gören melâmetciler. Sebepleri tesbit ettikleri halde bunlara itimat edemediler. Melâmetcilerin sadık talebeleri erkekliklerinde değişik haller gösteriyor, diğerlerinin talebeleri ise nefsi ahmaklıklar içinde debelenip duruyorlardı.

    Melâmilerin kadirleri bilinmez. Ancak onları seven onlar ile ünsiyeti olan efendiler bu makâm ehlini bilir. Burada bu fakir allah karşısında onu işitmek ve görmek fukaralığını hissetmiştir. Onun işitmesi ve görmesi hakkın mazhariyetinden başka bir şey değildir. Bütün eşyalarda da böyledir. Allah’ın mevcuddaki sirayeti ne güzeldir, ne inceliktir. Kendi kavli şerifi, buradaki ayette dediği delil ve isbatlardır. Bu hakkın mazhariyeti ve görünüşüdür. İşte fakirlerin hali böyledir, fakir herşeye ihtiyacı olmakla nefsine muhtaç olan kimse olup, kendisine muhtaç olmayan kimsedir. Bu hal ve sıfat en yüksek sıfat ve mertebedir. Melâmidir enbiya dahi nice evliyâ cariyari ba sefa kendine gel kendine

    Herkese Gönül dolusu sevgilerimle

    Kaptan

Yorum Yapın